Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim; Hüseyin'i seveni Allah sevsin."
Resulullah (s.a.a) bir gün İmam Hüseyin'in elinden tutarak şöyle buyurdular:
"Ey cemaat! Bu Hüseyin bin Ali'dir; O'nu tanıyın; canım elinde olan Allah'a andolsun ki Hüseyin cennettedir, O'nu sevenler de cennettedir, O'nu sevenleri sevenler de cennettedir."
Bir gün İmam Hasan'la İmam Hüseyin (a.s) anneleriyle birlikte Resulullah (s.a.a)'i görmek için Aişe'nin evine gittiler. Resulullah (s.a.a) uyumuş olduğundan dolayı Fatıma (a.s); "Şimdi ceddiniz uyumuş, başka bir zaman geliriz." buyurdu. Ama İmam Hasan'la İmam Hüseyin; "Biz ceddimizden ayrılamayız." diyerek Resulullah'ın yanına uzandılar; biri sağ kolu, diğeri ise sol kolu üzerinde uykuya geçtiler.
Fatıma (a.s) onların uyuduğunu görünce kendi evine döndü. Bir süre sonra İmam Hasan'la İmam Hüseyin (a.s) uyandıklarında Ayşe'den annelerinin nerede olduğunu sordular, o da; "Siz uyuduğunuzda evinize döndü." dedi.
Bunun üzerine İmam Hasan'la İmam Hüseyin (a.s) karanlık ve şimşekli olan o gecede evden dışarı çıkıp gittiler...
Resulullah (s.a.a) uykudan uyandığında onların oraya gelip yalnız başlarına evlerine döndüklerini öğrenince, hemen Fatıma (a.s)'ın evine gitti; ama onları orada bulamayınca süratle Medine sokaklarında aramaya koyuldu; nihayet onları Benî Neccar kabilesine ait bir bahçenin önünde yatmış olarak buldu. Ardından İmam Hasan'ı sağ omzuna, İmam Hüseyin'i de sol omzuna alarak eve döndü. Bu arada İmam Ali (a.s) da Resulullah'a ulaştı.
Yolda yürürken ashaptan bazıları Resululah'la karşılaştıklarında; "Babamız-anamız sana feda olsun, hafif olmanız için torunlarınızdan birini bize verin." diyorlardı; ama Resulullah (s.a.a); "Siz gidiniz, Allah sizin sözünüzü duydu ve makamınızı tanıdı." buyurarak torunlarını onlara vermekten kaçınıyordu...
İmam Ali (a.s) da; "Ya Resulellah, anam ve babam sana feda olsun, hafiflemen için onlardan birini bana veriniz." dediğinde, Resulullah (s.a.a) İmam Hasan'a dönüp; "Ya Hasan, babanın omzuna gitmek istiyor musun?" diye sordu. İmam Hasan; "Ey dede, vallahi senin omzunu babamın omzundan daha çok seviyorum." dedi. Sonra İmam Hüseyin'e dönerek; "Ya Hüseyin, sen nasıl? Babanın omzuna gitmek istiyor musun?" diye sordu. İmam Hüseyin de; "Ey dede, ben de kardeşimin söylediğini söylüyorum, senin omzunda olmayı babamın omzunda olmaktan daha çok seviyorum." dedi. Resulullah (s.a.a) onları öylece omzunda taşıyarak Fatıma (a.s)'ın evine götürdü..."
Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
"Kim cennet gençlerinin efendisine bakmak istiyorsa, Hüseyin bin Ali'ye baksın."
İmam Sadık (a.s)'ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
"Resulullah (s.a.a) namaza durmuştu, Hüseyin bin Ali da kenarında idi; derken Resulullah (s.a.a) tekbir getirdi. Ama Hüseyin (dili tam açılmadığından) tekbir getiremedi. Resulullah (s.a.a) Hüseyin'in tekbir getirebilmesi için onu yedi kez tekrarladı; ta ki yedicisinde Hüseyin de tekbir getirmeyi başarabildi. İşte bundan dolayı (namaza başlamadan önce) yedi kez tekbir getirmek sünnet oldu."
Bir gün Resulullah (s.a.a) Fatıma (a.s)'ın evine gidip; "Ya Fatıma, bugün baban senin misafirindir." buyurdu. Fatıma (a.s) da cevabında; "Ya Resulellah! Hasan ve Hüseyin benden yiyecek istiyorlar; ama ben onların açlığını gidermek için bir şey bulamadım." dedi. Bunu duyan Resulullah (s.a.a) içeri girip Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatıma'yla birlikte oturdu. Evinde yemeklik malzemesi olmayan Hz. Fatıma (a.s) ise şaşkınlık içerisinde kalmıştı, ne yapacağını bilmiyordu.
Bu esnada, durumu fark eden Resulullah (s.a.a) yüzünü göğe çevirdi, derken Cebrail nazil olup şöyle dedi: "Ey Muhammed! Aliyy'ul-A'la (yüceler yücesi olan Allah) sana selam söylüyor ve şöyle buyuruyor: "Ey Muhammed! Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'e de ki; cennet meyvelerinden hangisini canınız istiyor?"
Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) Ehlibeyti'ne dönerek şöyle buyurdu: "Ey Ali! Ey Fatıma, Ey Hasan, Ey Hüseyin! Aziz Allah sizin aç olduğunuzu bildi, şimdi söyleyin; cennet meyvelerinden hangisini istiyorsunuz?" Hiç kimse utancından cevap vermedi. Bu esnada İmam Hüseyin (a.s) şöyle dedi: "Ey baba, Ey Emir'ül-Müminin, ey âlemlerin hanım efendisi olan anne, ey kardeş Hasan, sizin izninizle, cennet meyvelerinden sizin için bir şey seçeyim mi?" Hepsi birlikte; "Ey Hüseyin, sen ne istesen ve bizim için ne seçsen biz ona razıyız." dediler.
İmam Hüseyin (a.s) da şöyle dedi: "Ya Resulellah! Cebrail'e de ki, biz yeni yetişen hurma istiyoruz." Resulullah (s.a.a) buyurdular ki: "Allah onu bildi." Sonra Resulullah (s.a.a); "Ey Fatıma, kalk mutfağa git, hazır olanı bize getir." buyurdu. Fatıma (a.s) mutfağa gidip orada üzeri yeşil örtüyle örtülen billurdan bir tabak gördü, içerisinde mevsimi olmayan yepyeni hurma vardı. Onu alıp Resulul-lah'ın (s.a.a) yanına getirdi. Resulullah (s.a.a); "Bismillahirrahmanirrahim" diyerek o hurmalardan bir tanesini alıp Hüseyin (a.s)'ın ağzına bırakarak; "Afiyet olsun ya Hüseyin!" buyurdu. Sonra Hasan (a.s)'ın, sonra Fatıma (a.s)'ın, daha sonra da Ali (a.s)'ın ağızlarına birer hurma bırakarak hepsinin adını dile getirip; "Yiyin afiyet olsun!" buyuruyordu..."
İmam Hüseyin (a.s)'ın Tevazusu
İbn-i Asakir, Tarih-i Dimaşk kitabında şöyle naklediyor: "Bir gün İmam Hüseyin (a.s), abalarını yere sermiş kuru ekmek yemekle meşgul olan bir grup fakir ve yoksulların yanından geçerken, İmamı yemeğe davet ettiler. İmam (a.s) atından inip; 'Allah mütekebbirleri sevmez.' buyurup onlarla yemek yemeğe meşgul oldu.
"Sonra onlara; 'Ben sizin davetinizi kabul ettiğim gibi siz de benim davetimi kabul edin!' buyurdu. Onlar da bu daveti kabul ettiler. İmam (a.s) onları evine götürüp cariyesi Rubab'a şöyle dedi: 'Azık olarak topladığın şeyleri misafirlere getir.' İmam (a.s) onları iyice ağırladıktan sonra bir takım hediyelerle onları uğurladı."
İmam Hüseyin (a.s)'ın Hilmi
İmam Hüseyin (a.s)'ın hizmetçisi, cezalandırılmayı hakkeden bir suç işledi. İmam (a.s) onun tenbih edilmesini emretti. Hizmetçi; "Ey mevlam, 'Ve'l-kazimin'el-ğayz' (öfkelerini yenenler)" dediğinde, İmam (a.s); "Ondan vazgeçin." buyurdu. Hizmetçi; "Ey mevlam, 'Ve'l-afîne an'in nas' (insanları affedenler)" dediğinde İmam (a.s); "Seni affettim." buyurdu. Hizmetçi; "Ey mevlam, 'Vallahu yuhibb'ul-muhsinin' (Allah ihsan edenleri sever)" dediğinde de İmam (a.s); "Sen Allah rızası için serbestsin, sana bağışladığım miktarın birkaç katı daha senin içindir." buyurdu.
İmam Hüseyin (a.s)'ın Şecaati
İmam Hüseyin (a.s)'ın Aşura günü sergilediği şecaat ve cesareti hiç kimse görmeyip ve görmeyecektir de. İmam (a.s) Aşura günü, karşısına çıkan herkesi kılıçtan geçiriyordu, böylece düşmandan çok sayıda insanlar öldürdü. Ömer bin Sa'd bu durumu görünce; "Tek tek onun karşısına çıkmayın, hep birlikte ona saldırın!" diye emretti.
Bazı raviler şöyle demiştir: "Ashabı, evlâdı ve bütün aile fertleri ölüp de onun gibi şecaatli savaşan biri vallahi görülmemiştir. İmam Hüseyin (a.s) susuz olmasına rağmen düşman ordusunun hangi semtine saldırıyorduysa, âdeta çekirgeler gibi onun önünden kaçıyorlardı... Nihayet uzaktan İmam (a.s)'ı ok yağmuruna tutup ne kadar korkak olduklarını kanıtladılar."
İmam Hüseyin'in Müminlerin Kalbindeki Aşkı
İmam Bâkır (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Bir gün Peygamber (s.a.a), Hüseyin (a.s)'ı kucağına alarak şöyle buyurdu: "Hüseyin'in şehadeti için müminlerin kalbinde bir aşk vardır, o aşk asla soğumaz."
Sonra İmam buyurdu ki: "Babam, her gözyaşın maktulü olana (Hüseyin'e) feda olsun."
Ey Resulullah'ın torunu, her gözyaşın maktulü nedir? dediklerinde; "Onu anan her mümin, mutlaka ağlar." buyurdu.
İmam Hüseyin (a.s)'a Aşura Günü Ağlamak
İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:
"Babamın (İmam Musa Kâzım) muharrem ayı girdiğinde, güldüğü görülmezdi, on gün geçene kadar gam ve hüzün onun tüm vücudunu sarardı. Aşura günü (muharrem ayının onu) olduğunda, o gün onun musibet, hüzün ve ağlamak günü olurdu; işte o gün Hüseyin (a.s)'ın öldürüldüğü gündür."
İmam Hüseyin (a.s)'ın Musibetini Anmak
İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:
"Kim bizim musibeti anıp da ağlar veya başkalarını ağlatırsa, gözlerin ağladığı gün onun gözü ağlamaz. Kim bizim emrimizin (velayetimizin) ihya edildiği bir mecliste oturursa, kalplerin öldüğü gün onun kalbi ölmez."
Şair olan Ebu İmare şöyle diyor İmam (a.s) bana şöyle buyurdu:
"Ey Eba İmare! Kim Hüseyin bin Ali hakkında bir şiir okur da elli kişiyi ağlatırsa, cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da kırk kişiyi ağlatırsa cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da otuz kişiyi ağlatırsa cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da yirmi kişiyi ağlatırsa cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da on kişiyi ağlatırsa cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da bir kişiyi ağlatırsa cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da kendisi ağlarsa cennet ona farz olur; kim Hüseyin (a.s) hakkında bir şiir okur da ağlar görünmeye çalışırsa cennet ona farz olur."
İmam Hüseyin (a.s)'a Ağlamak
İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Ey İbn-i Şebib! Birine ağlayacak olursan, Hüseyin bin Ali'ye ağla. Çünkü o bir koçun boğazlandığı gibi boğazlandı ve onun ailesinden yeryüzünde eşleri bulunmayan on sekiz kişi öldürüldü. Onun ölümü için yedi gökle yerler ağladı."
Ebu İmare şöyle diyor:
"İmam Sadık (a.s)'ın yanında Hz. Hüseyin (a.s) anıldığı gün, Hazret o gün akşama kadar kesinlikle güler yüzlü görülmezdi ve; 'Hüseyin her müminin göz yaşıdır.' buyururdu."
İmam Rıza (a.s) buyurmuştur ki:
"Ağlayanlar Hüseyin gibisine ağlamalıdırlar; çünkü ona ağlamak büyük günahları döker (silip yok eder)."