Neden Uçağı Biz Yapamıyoruz da İsrail' den Alıyoruz?

Milli Gazete' den Ekrem Kızıltaş' ın köşe yazısı

Eller yapar da, biz yapamaz mıyız?.. 

Haberlerin detaylarında kaybolmamak gerek. Ama haberlerin ne anlattığını da es geçmemekte fayda var. 

Japonya Waseda Üniversitesi profesörlerinden Toşimitsu Shigemura'nın iddiasına göre, -ki, Kore yarımadasını en iyi bilen akademisyenmiş- kendisi ölmüş olup yerine dublörü hüküm sürüyor olsa da; gelen haberlere gore, Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Yong İl'in 67. yaş günü bütün ülkede coşkuyla kutlanıyormuş. 

Tabii eğer Kuzey Kore'yi kimin yönettiği ile ilgilenmiyorsak, haberin bu bölümünde bizi ilgilendiren fazla bir şey yok. 

Bizi ilgilendiren, bu yaş günü şerefine, Kuzey Kore'nin uzay araştırmaları cümlesinden olmak üzere, uzun menzilli bir füze denemesinin de yapılacak olması. 

Uzun menzilli bir füze, uzaya gönderilecek bazı uydular için kullanılabilecek olduğu gibi, gerektiğinde başka amaçlar için de kullanılabilen bir şeydir, malum. 

Kuzey Kore nükleer çalışmalar da yapan bir ülke ve bu, yani Komünist bir yönetim altında bulunan bu ülkenin, nükleer güce sahip olabilme ihtimali, başta ABD olmak üzere, bazı ülkeleri ciddi bir şekilde kaygılandırıyor. 

ABD ve kendileri sahip oldukları halde başka bazı ülkeler; Kuzey Kore gibi İran'ın da nükleer güce sahip olabilmesi ihtimalinden, fena halde tırsıyorlar. 

Enerji elde etmekte kullanılmak üzere, nükleer enerji yakıtı üretme çalışmaları yapan İran, uzun bir zamandır, ABD'nin ve diğer ülkelerin ciddi takibi ve hatta tacizi altında. 

Bu ayın başında uzaya kendi haberleşme uydusunu, yine kendi ürettiği bir roketle fırlatması, İran'ın çalışmalarından duyulan korkuyu iyice artırdı. 

ABD'den ümidini kestiği için, İsrail'in İran'a savaş açacağı ve nükleer yakıt çalışmalarının yapıldığı bölgeyi vuracağı haberleri de son zamanlarda çok dolaşır oldu. 

Kuzey Kore'nin ve İran'ın nükleer güce sahip olabilmeleri ihtimalinin, nükleer silaha sahip olmayan ve olmak da istemeyen ülkeleri rahatsız etmesi gayet normal bir durum aslında. 

Bu ülkeler, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi için yürütülen çalışmaların en sıkı takipçileri zaten. 

Ama bu ihtimalin en çok rahatsız ettiği ülkelerin, kendileri de nükleer güce sahip olan ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi anlaşmasına bir türlü imza atmak istemeyen ülkeler olması, çok tuhaf bir durum. 

Neden bizim de sahip olmadığımız ya da olamadığımız, neden sahip olabilmek için gayretimiz olmadığı soruları bir yana; nükleer güce sahip olmayan bir ülke olarak, bu meselenin bizi ilgilendiren ilk tarafı, nükleer silah yokken bile zaten yeteri kadar tehlikeli olan dünyanın, iyice tehlikeli bir hale gelebilecek olması. 

Kuzey Kore'nin ve İran'ın bile uzaya uzun menzilli roketler gönderebildiği bir zaman diliminde, bizim neden hâlâ başka ülkelerden silah almak zorunda kaldığımız sorusu ise, meselenin bizi ilgilendiren esas tarafı... 

16 Şubat tarihli gazetemizde, 'Türkiye basit bir insansız uçak bile yapamayacak kadar aciz mi?' sorusu soruluyor ve manşetten, 'İsrail'e mahkum değiliz!' deniliyordu. 

Uzun menzilli roket ya da füzelerden geçtik, semalarımızı gözetleyebilecek İnsansız Hava Araçlarını bile dışardan almak için uğraşıyoruz hâlâ. 

Kısaca İHA olarak bilinen bu uçaklar, atla deve değil aslında. Model uçaklarla uğraşan insanların bile üstesinden gelebileceği türden araçlar bunlar. 

Bu uçakların neden ASELSAN ya da ülkemizdeki diğer girişimciler tarafından üretilmediği ve ısrarla İsrail'den alınmak istendiği, önemli bir mesele... /
Ekrem Kızıltaş - Milli Gazete

Diğer Haberler