İmam Hasan Mücteba'nın Kutlu Doğumu

Hz. Hasan b. Ali b. Ebu Talip, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın oğlu, Şiaların ikinci imamı ve dördüncü masumdur. Kendisi 37 yaşında iken imamet ve hilafet makamına ulaşmıştır. Hicretin 41. Yılında Muaviye ile sulh yapmıştır. Hükümet dönemi altı ay üç gün sürmüşt

İmam Hasan (a.s) İmamet ve Hilafet gibi iki ağır sorumluluk ve Müslümanlar arasında birliğin sağlanması ve ayrılıklara mani olma konusunda önemli bir rol üstlenmiş ve sonunda Muaviye ile sulh yapmak zorunda kalmıştır. Bu, İmam Hasan’ın (a.s) sağlam karakterini ve hoşgörüsünün genel tasvirini ortaya koymaktadır. Hilafet dönemi ve Muaviye ile yaptığı barış antlaşması hayatındaki ve sadrı İslam’daki en önemli gelişmelerdendir. Bu, hem kendi zamanında ittihat sebebi olmuş ve hem de başta Şialar olmak üzere Müslümanların tarihi boyunca dini-ahlaki öğretileri mesabesinde olmuş ve iktidar, savaş ve sulh gibi esaslı kavramların yaklaşımında dramatik etkileri olmuştur.[2]
 
Nesep, Künye ve Lakapları
 
Hz. Hasan b. Ali b. Ebu Talip (a.s), Şiaların ikinci imamı ve İmam Ali’nin (a.s) büyük oğludur. İmam Hasan diye meşhur olmuş, Kureyşi ve Haşimi’dir. Annesi Peygamber kızı Hz. Fatıma’dır.
 
Künyesi Ebu Muhammed’dir. En meşhur lakabı “Taki”dir, ancak başka lakapları da vardır. Örneğin: Tayyip, Zeki, Seyyid, Sebt gibi, Peygamber efendimiz kendisini Seyyid (Efendi) olarak adlandırmıştır.
Doğumu ve Şehadeti
 
İmam Hasan (a.s) Hicretin üçüncü yılında Ramazan ayının ortasında gece yahut gündüz Medine’de dünyaya gelmiştir.[5] Elbette Şeyh Kuleyni, Kâfi kitabında bir rivayet naklederek doğumunu hicretin ikinci yılı olarak açıklamıştır.
 
Kendisi Hicretin 50. Yılında Safer ayında 48 yaşındayken şehit olmuştur.Tabersi, şehadetini 28 safer olarak belirtmiştir.
 
Adının Konulması
 
İmam Hasan’ın (a.s) adının konulması hakkında şöyle demişlerdir: İmam Hasan (a.s) dünyaya geldiğinde, Allah, Cebrail’e Muhammed’in (s.a.a) bir evladı (torunu) oldu. Onun yanına git ve selamımı ve tebriklerimi sunarak şöyle de: Kuşkusuz Ali’nin (a.s) Sana olan konum ve menzili, Harun’un Musa’ya olan menzil ve konumu gibidir; öyleyse ona (İmam Hasan’a) Harun’un çocuğuna koyduğu adı koy. Cebrail, Allah tarafından Hz. Resulü Kibriya’nın (s.a.a) yanına gelerek tebriklerini sunduktan sonra şöyle dedi: Allah, onun adını Harun’un çocuğunun adını koymakla görevlendirdi. Hz. Resulullah (s.a.a): Harun’un çocuğunun adı nedir? diye sordu. Arz etti ki: Şubber. Buyurdu ki: Benim dilim Arapçadır? Arz etti ki: Onun adını “Hasan” koy. Böylelikle Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) onun adını Hasan koydu.
 
Eşleri ve Çocukları
 
İmam Hasan’ın (a.s), kız ve oğlan olmak üzere 15 (8 erkek, 7 kızı) çocuğu olmuştur:
 
Zeyd ve iki kız kardeşi Ümmü’l Hasan ve Ümmü’l Hüseyin. Bu üçünün anneleri Ebu Mesud Ukbe b. Amr’ın kızı Ümmü Beşir’dir.
 
Hasan b. Hasan. Annesi, Manzur Fezari’nin kızı Havle’dir.
 
Amr, Kasım ve Abdullah. Anneleri, cariye idi.
 
Abdurrahman. Annesi, cariye idi.
 
İsrim lakabıyla bilinen Hüseyin. Erkek kardeşi Talha ve kız kardeşi Fatıma. Anneleri, Talha b. Ubeydullah Temimi’nin kızı Ümmü İshak’tır.
 
Ümmü Abdullah, Fatıma, Ümmü Selme ve Rukayye. Farklı annelerden dünyaya gelmişlerdir.
 
Kaynaklar, İmam Hasan’ın (a.s) evlilik ve talaklarına işaret etmiştir, ancak sayısı hakkında ihtilaf vardır; farklı rivayetlere göre, bunun kabul veya reddedilmesi ne mümkündür ve ne de hadisenin tarihi değerini azaltıp çoğaltması mümkündür. Gerçekte öyle anlaşılmaktadır ki bu konunun tasarlanması daha çok fırkasal ve politik karşıtlıklardan kaynaklanmaktadır. Gerçi bir çok araştırmacı ve âlim, bu rivayetlerin eleştirisinde onların senet ve içerik olarak hatalarına işaret etmişlerdir.[11] Özellikle kaynaklarda sunulan haberlerin oldukça belirsiz ve müphem olduğunu ve hatta İmamın eşlerinin adlarının zikredilmemiş olduğunu kabul etmek durumundayız. Bu meyanda yalnızca tıpkı rivayetlere göre İmam Hasan’ın (a.s) zehirlenme zeminesini oluşturan Eş’es b. Kays’ın kızı Cu’de’nin adı anılmaktadır. Malumdur ki eşlerin adlarının belirsiz olmasına rağmen, genel olarak kaynaklarda İmamın (a.s) çocukları hakkında nispi olarak uyum ve hemahenk vardır. Ve tıpkı bu uyumla İmam Hasan’ın (a.s) çocuklarının annelerini tanımlayabiliriz. Örneğin: Manzur b. Zebban Fezari’nin kızı Havle, Ukbe b. Amr Hazreci’nin kızı Ümmü Beşir, Talha b. Ubeydullah Temimi’nin kızı Ümmü İshak, Ebu Bekir’in torunu Hafsa ve Amr b. Suheyl’in kızı Hind.
 
Berra şöyle diyor: Hasan b. Ali, Peygamberin omuzunda olduğu sırada Peygamberin şöyle dediğini duydum: Allah’ım! Ben bunu seviyorum, sen de sev.[13] Başka bir hadiste Hz. Peygamber efendimiz (s.a.a) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i (a.s) ayakları üzerine oturttuğu esnada şöyle buyurdu: Bu ikisi benim ve kızımın oğullarıdır, Allah’ım! Ben bunları seviyorum, öyleyse Sende bunları sev ve onları seveni de sev.[14]
 
“Bu iki oğlum, benim dünyadaki iki güzel kokulu gülümdürler.”, “ Hasan ve Hüseyin (yahut bu iki evladım) İmamdırlar, ister kıyam etsinler ve isterse sulh etsinler.”, “Eğer akıl bir adamda mücessem olmuş olsaydı, gerçekten Hasan olurdu.”
 
Halifelerin Zamanında
 
İmam Hasan (a.s) çocukken bir gün Ebu Bekir minberde konuşma yaptığı sırada onun yanına geldi. İmam Hasan (a.s) Ebu Bekir’e itirazda bulunarak şöyle buyurdu: Babamın minberinden aşağı in. Ebu Bekir cevap olarak şöyle dedi: Allah’a andolsun ki doğru söyledin. Bu minber benim babamın değil, senin babanın yeridir.
 
İmam Hasan ve İmam Hüseyin (a.s) Müslümanların İran’la yaptıkları savaşlara katılmadılar. Elbette bazı tarihi rivayetlerde İmam Hasan’ın (a.s) bazı savaşlara katıldığın dair sözler söylenmiştir.
 
Osman’ın halifeliği ile sonuçlanan şuranın teşkil edilmesi ve Ömer’den sonraki halifeliğin belirlenmesinde Ömer’in İmam Hasan’dan (a.s) altı kişilik şurada şahit unvanı ile yer almasını istemesi, Onun yüksek makamına işaret etmekte; öte yandan Peygamber Ehlibeytinin toplumdaki yerini ortaya koymaktadır. Ayrıca onun Ensar ve Muhacirler nezdindeki konumunu da güzel bir şekilde gözler önüne sermektedir.
 
Halife Osman, Hz. Ebu Zer’i Rebeze çölüne sürgün etmek istediği zaman kimsenin ona refakat etmemesi ve onunla konuşmaması için emirde bulundu ve Mervan b. Hakem’in onu Medine’den dışarı çıkarmasını emretti. Ebu Zer (r.a), Medine’den dışarı atıldığında hiç kimse dışarı çıkma ve ona eşlik etme cüretini göstermedi, yalnızca Hz. Ali (a.s), kardeşi Akil, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin (a.s) ve Ammar b. Yasir ona eşlik etmek için onun yanında hazır olmuş ve onu uğurlamışlardır.
 
Üçüncü Halifeye karşı başlatılan kitlesel halk isyanlarında, bazı tarihi rivayetlerin kaydettiğine göre İmam Ali (a.s) İslam’ın hıfzı için Osman’ın korunması yönünde bir düşünceye sahipti. Dolayısıyla kızgın isyancıların onu öldürmesine mani olmak için onu koruma altına aldı. Bu sebepten dolayı genç oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i (a.s) halifenin evine göndererek onu koruma altına almıştı. Elbette isyancıları durdurmak o kadar kolay değildi. En sonunda bu isyanlar Osman’ın ölümüyle sonuçlanmıştır. Bilinmesi gerekir ki bu konu hakkında rivayi kaynaklarda ihtilaflar söz konusudur.
 
İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s), babaları İmam Ali (a.s) ile birlikte Cemel, Sıffin ve Nehrevan savaşlarına katılmışlardır.
 
Cemel Savaşı
 
Kufe Valisi Ebu Musa Eş’eri’nin, İmam Ali’nin (a.s) gönderdiği elçilerle birlikte biatini bozanlara (Cemel Savaşını hazırlayanlara) karşı iş birliği yapmaya yanaşmaması üzerine, İmam Ali (a.s) oğlu İmam Hasan’ı (a.s) Ammar b. Yasir’le birlikte bir mektupla Kufe’ye gönderdi. İmam Hasan (a.s) Kufe mescidinde yaptığı konuşma ile 10 bin kişiyi biatini bozanlara karşı savaş meydanına dökmeyi başarmıştır.
 
İmam Hasan (a.s) Cemel Savaşından önce bir konuşma yapmıştır.[28] Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) onu bu savaşta ordunun sağ tarafıyla görevlendirmiştir.[29] Bazıları İmam Ali’nin (a.s) bu savaşta (a.s), Muhammed Hanefiyye’ye şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: Bu mızrağı al ve Devenin (Ayşe’nin devesi kast edilmektedir. Bu savaşta çok sayıda Müslüman bu deveye karşı şehit olmuştur.) ayak sinir damalarını kes. Muhammed Hanefiyye okçuların şiddetli saldırılarından dolayı geri dönmüştür. Sonra İmam Hasan (a.s) mızrağı alarak devenin ayak sinir damarlarını keserek bu sorunu çözmüştür.
 
Sıffin Savaşı
 
Sıffin Savaşında İmam Ali (a.s) Onun şiddetli savaşını görünce Onu ve kardeşi İmam Hüseyin’in (a.s) canını korumak için onları geri döndürülmeleri için emir verdi. İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Oğullarımı savaştan geri çekin, onların canlarının tehlikeye düşmesinden ve Resulullah’ın (s.a.a) neslinin sona ermesinden korkuyorum.”[31] Savaş sırasında Muaviye, İmam Hasan’ın (a.s) yiğitçe savaştığını görünce onu savaş meydanından çekmek için Ubeydullah b. Ömer’i –İkinci halifenin küçük oğlunu- savaş meydanına gönderdi. Ubeydullah, onu hilafet vaadiyle savaştan geri çekmeye çalıştı. Ubeydullah, İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) savaşla meşgul olduğunu görünce, yanına yaklaşarak “seninle işim var” dedi. İmam Hasan, savaştan el çekerek ona doğru yaklaştı. Ubeydullah, Muaviye’nin ona olan teklifini anlattı. İmam Hasan (a.s) kızgın bir şekilde: Bugün veya yarın öldürüldüğünü görür gibiyim, ancak şeytan seni aldatmış ve bu işi sana güzel göstermektedir. Bir gün Şam kadınları cenazenin üzerinde sana ağlayacaklardır. Yakında Allah seni yüz üstü yere vuracak ve o şekilde öleceksin. Ubeydullah, çadırların olduğu yere geri döndü. Muaviye onun durumunu görünce kendisi cevabın ne olduğunu anlayarak şöyle dedi: “O, bu babanın oğludur.”
 
Hz. Ali (a.s) hakemlik olayından sonra yaşanabilecek fitne ve ihtilafları önlemek için, oğlu İmam Hasan’dan (a.s) konuşma yapmasını ve delil ve kanıtlarla insanlara olayların iç yüzünü anlatmasını istedi. İmam Hasan’da babasının dediği şekilde yaptı.
 
Nehcü’l Belaga’nın otuz üçüncü mektubu, İmam Ali’nin (a.s) İmam Hasan’a (a.s) söylediği ahlak içerikli meşhur vasiyetidir. Sıffin’den dönerken “Hazirin” denen bölgede bu vasiyetnameyi açıklamıştır.
 
İmametinin Delilleri
 
ابنای هذان امامان قاما او قعدا/Bu iki oğlum (Hasan ve Hüseyin), imamdırlar, ister kıyam etsinler ve isterse etmesinler.”[34] İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in (a.s) imametine delalet etmektedir.
 
"İmam Hasan (a.s):
 
“Takva, ilahî rızanın nihayeti, her tövbenin başlangıcı, her hikmetin başı ve her işin şerefidir.”
 
Tuhafu’l Ukul, s. 232."
 
Emir'ül-Mü'minin (Ali b. Ebu Talib aleyhisselâm) oğlu Hasan'a vasiyet etti ve vasiyetine Hz. Hüseyin’i ve Muhammed b. Hanefiyye'yi, diğer bütün oğullarını, Şia’sının ileri gelenlerini ve ailesini şahit tuttu. Sonra Hz. Hasan’a (a.s) kitabı ve silahı verdi. Ardından oğlu Hz. Hasan'a şöyle dedi:
 
“Ey Oğulcuğum! Resûlullah, bana imamlığı sana vasiyet etmemi, kitaplarımı ve silahımı sana vermemi emretti. Tıpkı Resûlullah'ın bana imamlığı vasiyet etmesi, kitaplarını ve silahını bana vermesi gibi. Ayrıca bana, senin de ölmek üzere olduğun zaman bunları kardeşin Hüseyin'e vermeni, emretmemi emretti.”
 
İmamet Dönemi
 
İmam Ali’nin (a.s), Hicretin 40’ıncı yılında Ramazan ayının 21’inde Cuma günü, İbn Mülcem Muradi’nin eliyle şehit olmasının ardından İmam Hasan Mücteba (a.s), Müslümanların kılavuzluk ve imamet sorumluluğunu üstlendi. Kufe halkı grup grup ona biat ettiler. Kendisi valilerini belirledi ve Abdullah b. Abbas’ı Basra valisi olarak atadı.
 
Muaviye İle Savaşı
 
Muaviye, İmam Ali’nin (a.s) şehit olduğunu duyunca ve halkın oğlu İmam Hasan’a (a.s) biat ettiğini anlayınca, insanları İmam Hasan’a karşı kışkırtmak ve tahrik etmek için Kufe ve Basra’ya iki casus gönderdi. İmam Hasan (a.s) her ikisinin de tutuklanarak gerekli cezaya çarptırılmaları emrini verdi. İmam Hasan (a.s) ile Muaviye arasında karşılıklı mektuplaşmalar yaşandı. Bu mektuplarda İmam Hasan (a.s), halifeliğe müstahak olduğunu delillerle ispat etmiştir.
 
Muaviye, ordusunu hazırlamaya koyuldu. Memurlarına mektuplar göndererek Irak savaşında kendisine katılmalarını istedi. Muaviye, Dahhak b. Kays Fahri’yi kendi yerine atayarak, şahsen ordu komutanlığını üstlenerek Irak’a doğru ilerlemeye başladı. Bu savaşta 60 bin yahut söylendiğine göre daha fazla sayıda asker Muaviye’ye eşlik etmekteydi.
 
"İmam Hasan (a.s):
 
“Düşünün, düşünce görüş sahibi insan için yaşam ve hikmet kapılarının anahtarıdır.”
 
Müsned-i İmam Mücteba, s. 718."
 
İmam Hasan (a.s) Hücr b. Adiyy’i bölge emirlerinin halkı cihada davet etmesi için görevlendirdi. Davet edilenler ilk önce tembellik gösterdiler, ancak sonunda yola koyuldular.[39] İmam Hasan (a.s), Muğayre b. Nufel’i Kufe’de yerine atadıktan sonra Nahle’ye doğru yola koyuldu.[40] İmam Hasan, Muaviye’yi Irak’tan uzak tutmak için Ubeydullah b. Abbas’ı 12 bin kişilik bir orduyla gönderdi.[41] Ubeydullah b. Abbas, “Mesken” denilen bölgeye vardı. Orada iki ordu karşı karşıya geldi. Muaviye’nin emri ile Beser b. Urtat tarafından Yemen’de iki oğlunu şehit veren[42] Ubeydullah İbn Abbas, İmam Hasan’a ihanet ederek gece yarısı Muaviye’nin karargâhına kaçtı.[43]
 
Ubeydullah’ın kaçışı “Mesken” karargâhında ordunun kalbinde çok kötü etkiler bıraktı ve kötü düşünceler baş göstermeye başladı. Ve bu durum çok geçmeden Medain’de de görülmeye başlandı ve yavaş yavaş çok ağır musibetlere neden oldu.
 
Muaviye, gizlice casuslarına emir vererek Irak ordusu arasında Ubeydullah b. Abbas’ın yerine geçen Kays b. Sa’d’ın öldürüldüğü şayiasını yaymalarını istedi. İnsanlar bu haberi duyunca birbirlerinin mallarını yağmalamaya başladılar ve sonunda yağmalama olayı İmam Hasan’ın karargâhına da sıçradı. İşi o kadar ileri götürdüler ki hatta İmam Hasan’ın üstünde oturduğu kilimi ve omuzundaki ridasını (şalını) bile çekip aldılar.[45] Muaviye, Muğayre b. Şu’be, Abdullah b. Amir ve Abdurrahman b. Hakem’i İmam Hasan’ın yanına gönderdi. Bu kişiler, Medain’de imam Hasan’ın yanından ayrıldıklarında şöyle demeye başladılar: Allah, Resulullah’ın oğlu sayesinde kanların dökülmesini önledi, fitne ateşini söndürdü ve barış önerisini kabul etti.” Bu sözü duyan halk İmam Hasan’a (a.s) saldırmaya başladı ve orada ve çadırlarda olan her şeyi yağmaladılar.[46]
 
İmam Hasan’ın (a.s) ordusunda baş gösteren gelişmelerden dolayı yaşadığı acı ve musibetler bununla sınırlı kalmadı, bilakis yoldan çıkmışlar ve Havaric, İmamın öldürülmesi için planlar kurdular. Üç kere İmam Hasan’a saldırdılar, ancak İmam Hasan her üç saldırıda canını kurtarmayı başardı.
 
Halkın savaşlardan yorulup, bıkması, Şialarının canını korumak istemesi, halkın İmam’ı himaye etmemesi, kan dökülmesini önlemek, dinin korunması, Havaric tehlikesi ve ordunun düzensizliği gibi nedenler İmam Hasan’ın sulh yapmasını zorunlu kılmıştı.
 
Muaviye İle Sulh Antlaşması
 
Bu antlaşma maddeleri kaynaklarda farklı şekillerde zikredilmiştir. Antlaşma maddeleri genel olarak şunlardan ibarettir:
 
Hükümet Muaviye’ye bırakılacak, ancak Muaviye Allah’ın kitabı ve Resulullah’ın sünnetine göre amel edecektir.
 
Muaviye kendisinden sonra kimseyi halife olarak tayin etmeyecek ve hilafet kendisinden sonra İmam Hasan’a veya zorunlu bir durumda kardeşi İmam Hüseyin’e geçecektir.
 
Muaviye, İmam Ali’ye (a.s) küfür ve lanet etmeyi terk edecek ve Hz. Ali'yi ancak iyilikle anacaktır.
 
Benî Haşim için ödenek belirlenecek, Cemel ve Sıffin Savaşlarında İmam Ali’nin safında şehit olanların yakınlarına belirli bir miktarda para yardımında bulunulacak.
 
Muaviye, hiç kimseyi geçmişte yaptıklarından ötürü cezalandırmayacak; Irak halkına yönelik eski kinini terk edecek. Hz. Ali dostları her yerde emniyet ve huzur içinde olacak, Şiilerine eziyet edilmeyecek; can, mal, namus ve evlâtları güven içinde yaşayacaklardır. İmam Hasan, kardeşi İmam Hüseyin ve Allah Resulü'nün Ehlibeyti'nden hiçbirine, gizlide veya açıkta suikast tertiplenmeyecek. Bu antlaşma maddelerinde Şia ve Amme (Ehli Sünnet) arasında ihtilaflar bulunmaktadır.
 
"İmam Hasan (a.s):
 
“Allah’a andolsun ki, bizi Şamlılarla savaşmaktan alıkoyan ne şüphedir, ne de pişmanlık. Biz (geçmişte), Şamlılarla salim bir düşünce ve istikrarla savaşıyorduk. Fakat bu gün aramızdaki selametin yerini düşmanlık, kararlılığımızın yerini ise tahammülsüzlük almıştır. Siz (Kufeliler) Sıffin savaşına gittiğinizde dininizi dünyanıza öncelikli karar kılmış, bugün ise dünyanızı dininize öncelikli kılmışsınız.”
 
Tuhafu’l Ukul, s. 234."
 
İmam Hasan’ın (a.s) belirlediği koşullarla, Hicretin 41. Yılının başlarında sulh antlaşması imzalandı,[49] ancak Muaviye antlaşmanın tüm şartlarını kabul etmesine rağmen, Kufe’ye gelir gelmez –iki ordunun görüşmesinde- halka okuduğu bir hutbe ile kabul ettiği antlaşma maddelerini ayaklarının altına aldığını açıkladı. Barışın İmam Hasan tarafından istendiğini iddia ederek! İmam Ali’ye de hakaretlerde bulundu. İmam Hüseyin (a.s) kendisine cevap vermek isterken kardeşi İmam Hasan ona engel oldu ve kendisi bir hutbe okudu. Konuşmasında antlaşmanın içeriğini ve Muaviye tarafından sulh önerisinin yapıldığını açıklayarak güzel ve tatlı bir üslupla Muaviye’nin babasına yaptığı hakaretlere karşılık kendi asalet ve nesebini Muaviye’yle kıyaslayarak ortaya koydu.[50] İmam Hasan’ın (a.s) bu tavrı Muaviye’ye çok pahalıya mal olmuştur.
 
Sulhtan Şehadete Kadar
 
"İmam Hasan (a.s):
 
“Aklın başlangıcı, halka iyi davranmaktır. Dünya ve Ahiretin her ikisi de akılla elde edilir. Her kim aklından nasipsizse dünya ve ahiretin her ikisinden de nasipsiz olur.”
 
Nehcü’s Saadet fi Müstedrek-i Nehcü’l Belaga, c. 7, s. 366."
 
İmam Hasan (a.s) barış antlaşmasından sonra Medine’ye gitti. Orada dini, ilmi, sosyal ve siyasi bir merci konumundaydı. Kendisi Muaviye ve taraftarlarına karşı Medine ve Dımeşk’te pozisyon aldı ve Muaviye ile münazaralar yaptı. Bu münazaralar Şeyh Tabarsi tarafından “İhticac” adlı kitapta bir araya getirilmiştir.
 
Şehadet
 
Muaviye kaç kere İmam Hasan’ı (a.s) zehirletmeye çalışmış, ancak başaramamıştır.[53] Sonunda Eş’as b. Kays’ın kızı Cude’nin (İmam Hasan’ın eşinin) yanına yüz bin dirhemle birisini göndererek şöyle demesini ister: Ben seni oğlum Yezit’le Hasan’ı zehirlemen karşılığında evlendireceğim.” Cude, İmam Hasan’ı (a.s) zehirledikten sonra Muaviye vaat ettiği parayı Cude’ye verir, ancak oğlu Yezit’le onu evlendirmez.
 
İmam Hüseyin (a.s) kardeşinin naaşını ceddi Resulullah’la misak yenilemesi için Hz. Resulü Kibriya’nın (s.a.a) kabri şerifleri tarafına götürmek istediği sırada (İmam Hasan’ın naaşının Peygamberin yanında toprağa verileceğini sanan) Ayşe, Mervan ve Beni Ümmeyeden olan yanındakiler imam Hasan’ın naaşının Hz. Peygamberin yanına defnedilmesini önlemek için silahlı olarak öne çıkarlar. Beni Haşim ve Beni Ümmeyye arasında çatışma çıkmak üzereyken İbn Abbas, çatışmaya engel olur ve bu şekilde İmam Hasan’ın (a.s) mübarek naaşı babaannesi Fatıma binti Esed’in yakınında Cennetü’l Baki’de toprağa verilir.
 
Özellikleri ve Faziletleri
 
İmam Hasan (a.s) huy, davranış ve siyadet açısından insanlar arasında Peygambere (s.a.a) en çok benzeyen kişi idi.[56] Hz. Fahri Kainat Efendimizden (s.a.a) nakledildiğine göre efendimiz İmam Hasan’a hitaben şöyle buyurmuştur: “Ey Hasan! Sen yaratılış ve ahlak açısından benim benzerimsin.”
 
İmam Hasan (a.s) Kisa (Aba) Ashabından birisidir[58] ve Hz. Peygamber efendimiz Mübahale olayında, Allah’ın emri ile İmam Hasan, İmam Hüseyin, İmam Ali ve Hz. Fatıma’yı da kendisiyle birlikte lanetleşmeye götürmüştür.Tathir Ayeti onun ve öteki Ehlibeyt için çok büyük bir fazilettir.
 
İmam Hasan (a.s) Hacca 25 kere yaya olarak gitmiş, üç kere malını Allah yolunda bağışlamıştır. Şöyle ki ayakkabısını bağışlamış kendisine terliğini ayırmıştır.

Diğer Haberler