Diyanet'in Ezher Cesareti

Irak, Suriye, Pakistan ve Afganistan'da binlerce Müslümanı katleden sistematik tekfir terörü karşısında "Biz bunlardan beriyiz" diyemeyen Diyanet İşleri Başkanlığı, Mısır'da yaşanan müdahaleye ilişkin açıklama yaparak El Ezher'i sert bir şekilde eleştirdi.

Sivil insanların katledilmesinin kabul edilemez olduğu, bunun insanlığa karşı işlenmiş bir cinayet olduğu açıktır. Ayrıca İslam ülkelerinde kaos ortamının Siyonist ve emperyalistlerin değirmenine su taşıyacağı aşikar. Fakat bu durumdan bazı İslam ülkeleri muaf mı? Irak'ta Ramazan boyunca bine yakın Müslümanın katledilip binlercesinin yaranması, bayramlarının zehir edilmesini görmezden gelip Mısır'daki katliamı kınamak nasıl bir bilinçtir? Ümmetin sınırı ve kapsamı nedir? El Ezher'i açıkça eleştirenler neden El Kaide ve kolları için bir iki cümle etmezler?

Diyanet'in Mısır açıklaması

Diyanet İşleri Başkanlığı, dünyadaki bütün uluslararası kuruluşları, insan hakları örgütlerini, dini kurumları ve İslam dünyasının maşeri vicdanını, Mısır'da yaşananlar karşısında daha duyarlı olmaya, insanların meşru taleplerini dikkate almaya ve masum insanların katledilmesine "dur" demeye çağırdı.

Dünyanın neresinde olursa olsun, kimden gelirse gelsin, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, dini, ırkı, rengi ve coğrafyası ne olursa olsun insanlığa karşı gerçekleştirilen zulmün, haksızlık ve öldürme eylemlerinin hiçbir şekilde kabul edilemeyeceği bildirildi.

Tarih boyunca İslam medeniyetinin ilim ve irfan beşiği olan Ezher yönetiminin, Mısır'da yaşanan bu acı hadiseler karşısında Mısır halkının sulh ve salahı, huzur ve saadeti için çaba göstermesi gerekirken, yanlışlığa taraf olmasının, dini ve ilmi müesseselerde bulunması gereken basiret, feraset, şeref ve itibara gölge düşürdüğü vurgulanan açıklamada şunlar kaydedildi:

"Bu vahşete sessiz kalanlar iyi bilmelidir ki din-i mübin-i İslam'a göre kişi, sesini yükseltmesi gereken yerde yükseltmediğinden sorumlu olduğu gibi hakkın, hakikatin, adaletin, ahlakın, barış ve huzurun tarafında yer almayışından da sorumludur. Olaylar karşısında Ezher yönetiminden farklı olarak başından beri tepki gösteren İslam alimlerinin duruşu ise İslami duyarlılığı ve maşeri vicdanı göstermesi bakımından önemlidir.

26 Temmuz Hutbesi ve sonrası

Başta Suriye olmak üzere, Pakistan, Afganistan, Irak ve Afrika'nın çeşitli bölgelerinde tekfirci gruplar kendileri gibi düşünmeyen herkesi kafir ilan edip katlediyorlar. Vahabilerin Şii-Sünni demeden herkesi hedef alan bu cinayetleri karşısında Diyanet İşleri Başkanlığı, yetersiz de olsa bir tepki verdi. Başkanlığın 26 Temmuz tarihli Cuma hutbesinde "Ancak Müslüman muhayyilenin bugün tekbir sesini hayal edemeyeceği yerler de var. Bağdat'ın sokaklarında, Şam'ın çıkmazlarında, Nil Nehri'nin kıyılarında kardeşin kardeşi öldürürken Allah-u Ekber demesi ne hazindir." cümleleri yer aldı.

Türkiye Caferileri Lideri Selahattin Özgündüz'ün Şiilik adına Ehlisünnet mukaddesatına hakaret edenleri "Türkiye Caferileri olarak, bunları lanetliyoruz ve bunlardan teberri ediyoruz. Bunlar bizden değildir" derken, arzu edilen Diyanet'in de bunları Ehlisünnet adına yapanlardan teberri etmesiydi; çünkü tekbir getirip kafa kesen kişilerin kimler olduğu çok açık.

Fakat bu kadarının bile bağnaz ve tutucu kesimin ağır eleştirileri ve baskıları sonucunda yapılan açıklamada: "Başkanlığımız bugünkü hutbe ile mezhepçilik fitnesi sebebiyle bölgemizde yaşanan kardeş kavgasının yanlışlığına işaret etmiştir. Aksi takdirde zalimlerin zulmüne maruz kalan Müslüman kardeşlerimizin kastedilmiş olması mümkün değildir" denmişti.

İlahiyatçıların, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 'tekbir' konulu hutbesini geç kalmış olsa da son derece yerinde tespitler içerdiğini vurgulamasına rağmen yobaz kesimin tepkisi üzerine Diyanet düzeltme açıklaması yapmıştı.

Diğer Haberler